Kindred spirits
Bohemian Rhapsodysevmezler Kulübü
Bu kulüpte iki kişiyiz. Daha az, daha yalnız olamayız.
Kulübün diğer üyesi Paul Bükreşlidir. Memleketinin ünlü müzisyenlerinden biriyle aynı soyadını taşır. Uzun zaman birlikte çalıştık; çalışma biçimimiz, kızdıklarımız - yakındıklarımız çok benzer. Titizlikten illallah ettirenlerden, çalışırken kendini sakınmayanlardanız. Başkaları bizim geçtiğimiz yoldan daha kolaylıkla geçebilir; biz illa taşları sayarız. Sonradan uğraşmaktansa önceden yoruluruz ve çoğunlukla da aynı dalga boyunu tuttururuz.
En çok da müzikçiliğimiz benzer. İlk kez müzikten konuştuğumuzda “I don’t listen, I dissect music” deyip yıllardır aradığım kelimeyi bulmuştu. “Doğru tanımı bu” dedim içimden, “ben de müziği parçalarına ayırıp yeniden birleştiriyorum.”
Birbirinden çok farklı türleri ve sanatçıları dinlediğini biliyordum; işten konuşmak bitince yol boyu dinlediğimiz müzikten daha ilgi çekici konuşacak başka ne var? Yine de bir gün “Duran Duran’ı sevmem, tek sevdiğim şarkıları Drive By” dediğinde şaşırdım. Grubu sevmemesine değil, seçtiği şarkıya.
Eleştirmenlerin gelmiş geçmiş en kötü albümler listelerine aldıkları cover albümü Thank You’nun en kıyıda köşede kalmış şarkılarındandır Drive By. “Madem sevmezsin, bu şarkıya kadar nasıl geldin?” diye sormam gerekirdi. Deli deliyi bilir, sormadım.
Halbuki aynı albümde Lou Reed’in “Simon şarkıyı benim söylemeyi hayal ettiğim biçimde okudu, şarkı onunla sesini buldu ” dediği Perfect Day de var. Hiç şarkıya benzemez deneysel Drive By’ı sevmek niye?
“Bi’ grubu daha sevmem ama kimseye söylemiyorum” dediğinde onikiden vurmasını bu yüzden beklemiyordum.
“Queen’den nefret ederim. Bohemian Rhapsody’ye hiç katlanamam ama bunu söylediğimde kimse benden beklemiyor ve karşımda kim varsa neden haksız olduğumu anlatmaya başlıyor”
Kahkahayı bastım tabii, boşuna kindred spirit demiyorum.
“Bi’ tane daha var mı?” diye sordum. Aklımda iki grup daha var; onları da tutturur mu diye merak ediyorum. “Sıra sende” cevabı geldi.
“U2?”
“Katlanırım.”
“Rolling Stones?”
“Sadece bir şarkılarını seviyorum.”
“O da onların sayılmaz, di mi?”
Birtakım yan notlar:
-The Rolling Stones’un 1997’de yayınladığı hit’i Anybody Seen My Baby’nin nakaratındaki intihal ilginç bir vakadır. Şarkı 1997’de Bridges to Babylon albümünün çıkış parçası olarak yayınlandığında, k.d. lang 1992’de yayıladığı Constant Craving’le benzerliğini görüp Stones’un plak şirketine ulaşır. Mick Jagger ise “Keith’le biz bu şarkıyı duymadık bile, nasıl alıntılayalım ki?” diye karşı çıkar ama Jagger’ın kızının o dönem evde Constant Craving’i çokça dinlediğini, onların da kulak aşinalığıyla aynı motifi yeni yazdıkları şarkıda tekrarladıklarını farkederler. Albüm yeniden basılır; k.d.lang ve ortağı Ben Mink’in isimleri künyeye alınır.
-Anybody Seen My Baby’nin video klip yönetmeni Samuel Bayer, 1990’ların görsel estetiğini belirleyen isimlerden biridir. Smells Like Teen Spirit, Boulevard of Broken Dreams, Wake Me Up When September Ends, Zombie, No Rain gibi, şarkıyı duyduğumuz anda videosunu da aklımıza getiren işleri vardır. Anybody Seen My Baby’de de yeni yeni ünlenen Angelina Jolie’yi New York sokaklarında kendinden kaçarken çekip bir başka unutulması zor imagery’ye imza atmıştır.
Şaşırtıcı zenginlikteki videography listesini buraya ekliyorum. Hazır adını anmışken mikro zaman makinesi No Rain de burada yerini alsın. Bugün İstanbul’da yine fırtınalı sağanak varmış, bir zahmet bahar gelsin artık.
- Kimse kolay kolay “Duran Duran’a bayılırım” demez. DD, nam-ı diğer The Fab Five, zamanında aşırı sevilmiş olmanın laneti ile yaşar. Eleştirmenler “bunlar hep yakışıklılıktan” diyerek grubun albümlerini ellerinin tersiyle itmiştir.
Duran Duran da, eleştirmenlere yaranamayacaklarını bildiklerinden olsa gerek, akıllarına ne düşerse onu albüm yaparlar. Hitchcock filmlerine kafayı takınca ellerinden çıkan albüm Notorious’tur mesela. Son albümleri Danse Macambre da grubun gotik-romantik fiksasyonunun eserleridir, kendi şarkılarının yanında bir de Rolling Stones yeniden yapımı Paint It Black’i içerir.
1993’te The Wedding Album’le harikulade bir geri dönüş yapmışken ticari akıllı herkes gibi bu rüzgarı kullanacaklarına 1995’te sevdikleri şarkılara ilan-ı aşk etmeye karar verip Thank You ile tekrar batarlar. Paul’ün seçtiği Drive By da bu batık albümün su katılmamış ukalalığıdır. Bob Dylan, The Doors, Elvis Costello, Lou Reed gibi üstadların şarkılarını yeniden yorumlarken bir de kendi şarkıları The Chauffeur’e senfonik düzenlemeli bir prequel yazmış, kendilerini de onlarla aynı kefede kaydetmişlerdir.
-Paul’ün söylediği kadar köşeli bir “nefret ederim” seviyesinde olmasa da Queen’i “mümkünse hiç dinlemeyeyim” kategorisinde tutarım. Bohemian Rhapsody’nin asla eşlik edilesi olmayan korkunç sözleri, beş-benzemez geçişli operatik düzenlemesi kadar kötüdür bence. Bu şarkının da içinde olduğu albümleri A Night At The Opera’yı (1975) son derece rahatsız edici bulurum. Albümün en kötüsü de Lazing On A Sunday Afternoon’dur. Dinleyince “bu da şarkı mı?” dedirtir. Üstelik akıldan kolay kolay çıkmaz, 10 şarkılık pas silici gerektirir.
-Bohemian Rhapsodysevmezler Kulübü’nün Queen’le taban tabana zıtmış gibi görünmesine rağmen The Rolling Stones’u da sevmiyor olması tesadüfi değildir.
Kulüp Stones’un melodiyi arka plana atan çiğ şarkılarından da Queen’in aşırı işlenmiş şarkılarından da aynı sebeplerle hoşlanmaz; müzikte anlam ve anlatım bütünlüğü ararlar.
Aynı zamanda, biraz da umutsuzca, yeni üye aramaktadırlar.
Önceki yazılar:


Önce like sonra read :) Kaleminize sağlık...🌼🌸🌷
Pınar Hanım, ben kesinlikle Duran Duran dinlemeye başlayacağım! Bohemian Rhapsody'ye bayılırım, o ayrı mesele 😂 12 yaşındayken Mercury ölüp de cümle âlem Queen dinlemeye başlayınca ilk kez duymuştum. Sınıfta dinleten arkadaşımı bile hatırlıyorum. Birtakım İngilizlerin "Bismillah" diye bağırıyor olmasının şokuyla "Bu nedir ya?" diye düşünmüştüm. Yoksa hak veriyorum, gerçekten de şarkı mı, ben de emin değilim 😂 Bence Queen'in ve Mercury vokalinin genel dinleyici için erişilebilir bir kolaylığı var. Beni de rock'a alıştırmıştı, Roxette ile Sezen Aksu filan dinliyordum o zamanlar. Analog günlerdi elbette, Ankara'da Karanfil Pasajı'ndan şarkı sözlerini satın almıştık. İngilizcesini anlamak bile gurur veriyordu.